Süreç, doğal değil, yasal düzenlemelerle yaşanıyor

Yazar:Editor
14.02.2013
982

 

Değişim ve dönüşümün birbirine çok yakın sözcükler olduğuna değinen Prof. Dr. Celal Abdi Güzer ise “Galiba dönüşüm dediğimiz şey; bu süregelen değişimlerin bir yerde toplanıp, radikal bir anlamsal fark oluşturduğu kırılma noktasına karşılık geliyor” dedi.

Dönüşümün dünyanın her yerinde süregelen bir şey olduğunu belirten Güzer, “Bu süreç, bazen kendiliğinden, dönemsel olarak bazen de şimdi olduğu gibi metazori dediğimiz yasal düzenlemelerle yaşanıyor” dedi. Geçmişte, gecekonduların, gelecekte yapılaşma rezerv alanları statüsünde sayılabilecekleri için Türkiye'nin bir şansı olduğunu düşündüğünü de belirten Celal Abdi Güzer, “Gecekondular, kaybetmekten yüksünmeyeceğimiz yapılaşma alanlarıydı.

O günlerde dönüşümün batı örnekleri gibi iyi şekilde yapılabileceğini düşünmüştüm. Bugün dönüşüm endişelerle anılıyor” diyerek, bugün ise farklı dinamiklerin kendi güçleriyle ortaya koyduğu yeni bir düzenden bahsedebilmenin mümkün olduğunu söyledi. Güzer, Türkiye'nin kentsel dönüşümü, hiçbir yerde olmayan bir şekilde; sosyal, ekonomik ve kültürel dönüşümden bağımsız olarak yaşadığına da dikkat çekti. 

Türkiye’de adeta bir inşaat tarikatı oluştu

 Ülke ekonomisini inşaat sektörünün canlı tuttuğuna dikkat çeken ve bunla bağlantılı olarak günümüzde adeta bir inşaat tarikatının oluştuğunu ileri süren Şehir Planlamacısı Yrd. Doç. Erbatur Çavuşoğlu, diğer ülkeler arasında Türkiye'nin özgünlüğünü vurguladı.

Çavuşoğlu, Türkiye kentlerinin büyüyen şehirler olduğunu, ancak bu mekanlardaki zenginliklerin değerlendirilemediğini de belirtti. Saha çalışmalarına dayanarak, Türkiye’de ev sahiplerinin mülklerini bir yatırım aracı bir zenginleşme aracı olarak gördüklerini söyleyen Erbatur Çavuşoğlu, sağlıklı bir kentsel dönüşümün önündeki en büyük engellerden birinin de, bozuk toplumsal tahayyül olduğunu belirtti.

 Kentsel dönüşüm bir “gayrimenkul geliştirme” değildir

Bu toplantıda aslında dönüşümün dönüşümünün konuşulduğuna dikkat çeken Şehir Planlamacısı Faruk Göksu, Türkiye’de yaşanan süreci vurguladı. Göksu, 60'larda imarlaşma olarak başlayan dönüşümün, 80'li yıllarda ise Turgut Özal'la adeta bir seferberlik edasıyla sürdüğünü, günümüzde ise bugünkü büyüklükle gündeme geldiğini belirtti. Kentsel dönüşümün, bir “gayrimenkul geliştirme” olmadığını, öncelikle tanımını doğru oturtmak gerektiğini söyleyen Faruk Göksu, “Dönüşüm, sosyal ve ekonomik boyutları da içeren uzun bir süreçtir” diyerek, devlet desteğine de ihtiyaç duyulduğu görüşünü aktardı. “Yaşanan yeni dönüşüm sürecinin, bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiği” görüşünü de savunan Göksu, sürece, strateji ve tasarım kavramlarının dahil edilmesi zorunluluğuna da dikkat çekti.

Matematiksel yaklaşımla dahi sorunlar görülüyor

Yaşanan kentsel dönüşüm sürecine matematiksel analiz ile yaklaşan Gazeteci Ercan İnan ise, basit aritmetikle dahi sorunların görülebildiğini belirtti.

İnan, dönüşümü gerçekleştirilecek olan konut stokunun 7-8 milyon adet olarak açıklandığını da hatırlatarak, “7-8 milyon konutu sağlıklı yapılara dönüştürebilmek için özel sektör tarafından 13-14 milyon adetlik üretim yapılmak zorunda.

Herkesin evi de zaten sağlamlaştırılacağına göre, ekstra üretilecek olan 6-7 milyon adet konutu kim alacak, kime satılacak aklım almıyor” dedi. İnan, mevcut şartlar altında; acil olarak ilk etapta ele alınması gereken konutların dahi sağlamlaştırılmasının mümkün görünmediğini de ifade etti. 

Hakkaniyet ve genel mutabakat şart

Katılımcıların da görüş ve sorularını aktardığı “Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” toplantısında, Kentsel Dönüşüm’e ilişkin sorunlar ele alınarak, doğru dönüşüm metodolojisi de tartışıldı. Sürece ilişkin dünyadan benzer örneklerin de ele alındığı toplantıda, Kentsel Dönüşüm’ün hakkaniyetli olması zorunluluğuna dikkat çekildi, ilgili tüm alanları ve her kesimi kapsayan genel bir mutabakat ile hayata geçirilebileceği belirtildi. 

Dergisi

KAYNAK: İnşaat & Yatırım


Yorumlar
Yorum Bırak

Create Account



Log In Your Account