Autoban Mimarlık 2003 yılında Seyhan Özdemir ve Sefer Çağlar tarafından kuruldu.

Yazar:Editor
15.10.2010
3386

Seyhan Özdemir ve Sefer Çağlar'ın yolları Mimar Sinan Üniversitesi'nde kesişir. İkilinin bu dostluğu zamanla iş ortaklığına dönüşür ve 2003 yılında bir yol hikayesinin başlangıcı olan Autoban kurulur. İlk zamanlar sadece mekan tasarlayan mimarlar, ardından tasarlayacakları mekanda kullanmak üzere mobilya ve aydınlatma malzemeleri de tasarlamaya başlarlar. Bu amaç doğrultusunda tasarladıkları objeler o kadar beğenilir ki, mekanın dışına taşarak başka kullanımlar için satılmaya başlanır. Yaptıkları işler ise İstanbul’un dört bir yanına yayılır. Ayrıca hem çalışmaları hem de tasarladıkları mobilyalar, yurt dışında birçok saygın yayında takdir görür. Kendine özgü başarılı bir tarzı olan Autoban’ın ününün başka bir kaynağı ise 2004 yılından bu yana katıldığı yurt dışı fuarları. 2004’te Wallpaper tarafından “Best Young Designer / En İyi Genç Tasarımcı”, 2005’te 100% Design Londra’dan Best Newcomer ve 100% Design’ın Bursary Winner (bursa layık görülen tasarımcı) ödülünü alan ikili son olarak 2006’da Wallpaper, “Best New Restaurant / En İyi Restoran” ödülünü MüzedeChanga ile almış. En yaratıcı kafe, restoran ve kulüplerin dekorasyonunda imzası olan ikilinin şirketi Autoban 212, kısa sürede en çok aranan şirketler arasında yerini çoktan aldı. Yaptıkları mekanlar arasında The House Cafe, Kitchenette, Anjelique, MüzedeChanga, Komşufırın için zincir mağazaları, Vakko mağazaları, Doors Grubu için restoran, Witt İstanbul Suites, Art 8 yer almakta. Aldıkları önemli ödüllerle çok geniş bir çevrede tanınan ikili yaratıcı ve benzersiz işleriyle daha da çok konuşulacalığa benziyor.



Mimar olmaya nasıl karar verdiniz ? Mimarlıkta sizi etkileyen, çeken ne idi?

Mimar olmak çocukluğumdan beri hayalimdi. Mimarinin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini görmek bana büyük heyecan veriyor. Yapıların yanında, mekanları ve objeleri de yaratıyor olmaktan ve onlarla içiçe yaşamaktan çok keyif alıyorum.

Sefer Çağlar ile yollarınız nasıl kesişti?

Sefer’le Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarımıza dayanan bir arkadaşlığımız var. Ben Mimarlık Bölümü’nde okudum. Sefer İç Mimarlık Bölümü’ndeydi. 1998’de okuldan mezun olduktan sonra bir süre farklı yerlerde çalıştık ve birlikte dışarıdan projeler yapmaya devam ettik. Birlikte proje yapmayı sürdürdüğümüz için şirketimizi kurmaya karar verdik. Bir marka oluşturmak amacıyla 2003 yılında Autoban’ı kurduk.

Neden Autoban?

Autoban ismi, almanca autobahn ve türkçe otoban kelimelerinin birleşmesinden meydana geldi.  Aynı zamanda Autoban ismi bizde hızlı bir yolda, sürekli değişen bir ortamda olma hissi yaratıyor. Biz yurt dışını hedefleyerek yola çıktığımız için ismimizi otoban yerine Autoban olarak belirledik. Otobanda hızlı gitmek gerekir, karşınıza çıkan seçeneklere göre durmadan yolunuza devam edersiniz. Bu da bize özgürlük hissi veriyor.

Autoban’ın tarzı nedir?

Tasarım yaparken bizim için en önemli kriter, işlevselliktir. Örneğin bir sandalye tasarladıysak her şeyden önce rahat olması, mühendisliğinin kusursuz olması gerekiyor, ya da lamba tasarladıysak öncelikle bulunduğu mekanı aydınlatmalı. Tasarımlarımızda öncelikle üzerinde durduğumuz konu, tüm objelerin bir ruhunun olması. Tasarımlarımızda genelde yaşanmış hikayelerden yola çıkıyoruz. Bunu yaparken de yüklü bir birikimden faydalanıyoruz.  “2,5” Chair adını verdiğimiz bir sandalye var. Buradaki espri, 2 kişi oturduğunda rahat olması fakat 3 kişi oturduğunda ise biraz sıkışık olmasıdır. Bu da samimiyeti artırıcı bir etkendir, insanları iletişime iter. Bazen sokaktaki bir olay, bazen belli bir dönemin yaklaşımı bize ilham veriyor. Bütün bu saydıklarımız; çağdaş form ve malzemelerde can buluyor, hafızası olan tasarımlar ortaya çıkıyor.

Bu çok merak edilen bir soru  ”herkes tarafından tanınan bir mimarlık şirketi olmanızın sırrı”  nedir? Nasıl bu kadar ünlendiniz?

Bu kadar çok tanınmamızda 2004 yılından bu yana katıldığımız yurt dışı fuarlarının etkisi çok büyük. Tabii aldığımız ödüllerle de yerli ve yabancı basının dikkatini çektik ve kısa zamanda çok geniş bir çevrede tanındık. İtibarı yüksek olan ödülleri kazanmamızın nedeni; gerçekten yaratıcı ve benzersiz işler çıkartmaya gayret etmemizdir. Çalışırken çok titiz davranıp kendimize eleştirel bir gözle bakmayı başarıyoruz. Öncelikle kendimizi kritik ettiğimizden her geçen gün de beğeni çıtamız yükseliyor.

Türkiye’de mimarinin gelişim sürecine nasıl bakıyorsunuz? Son yıllarda köklü değişimler oldu dediğiniz durumlar var mı?

Geçtiğimiz süreç mimari anlamda biraz kayıp bir dönem oldu, fakat şimdi yeni bir anlayış içerisindeyiz. Tarihi ve günümüze ait yapıların renovasyonu, modern mimari anlayış ile yapılan alışveriş merkezleri ve rezidanslar Türkiye’de mimari anlamda yeni bir soluk getirdi diyebiliriz. İlgili çevreler de yeni yeni “mimari tasarım” kavramını algılamaya başladılar ve bu anlayışla bizlere bolca mimari projede fırsat tanıyorlar. Sonuç olarak, güzel ve deneysel bir çizgi içerisindeyiz.
 

Mekan tasarımındaki öncelikleriniz nelerdir?

Mekan tasarlarken önce onu iç ve dış olarak ikiye ayırıyoruz. Mekanı oluşturan her şeyle ilgileniyoruz. Bir mekan için sadece masa sandalye yaratmak değil yeni bir tecrübe yaratmak amacımız. Tabii ki masa sandalye ve aydınlatmadır bir mekanı meydana getiren şeyler. Bunlar olmadan mekan düşünülemez, yalnızca duvarlar yeterli değildir, objelerle tamamlanır bir mekan.

Mekanlara tasarımlarınızla hayat veriyorsunuz, ne tarz ürünler tasarlıyorsunuz?


Daima farklı mekanlar yaratmaya gayret ediyoruz. Bizim için önemli olan, günün sonunda o mekanı ziyaret eden insanlara akıllarında kalacak bir tecrübe yaşatmış ve hayal kurmalarını sağlamış olabilmek. Bir mekan tasarlarken bir yönetmen gibi kurguluyoruz tasarımlarımızı. Her mekanın kendine özgü bir dokusu ve duygusu olduğuna inanıyoruz. Genellikle mekanın orijinal yapısı ve mimarisinden yola çıkarak, spesifik bir stile bağlı kalmadan ve tabi müşterinin de beklentilerini göz önünde bulundurarak o mekanın duygusunu yansıtacak ürünler tasarlıyoruz. Tabii ki tasarımın yine en temel çıkış noktası ihtiyaçlar ve işlevdir. Genelde doğal malzemeleri tercih ediyoruz.

Mobilya ve aydınlatma ürünleri tasarlamaya başlamanız nasıl oldu?

Başlangıçta çalışmalarımız iç mimari ağırlıktaydı. Mekanlara ait, bir kurgu ve hikaye doğrultusunda tasarladığımız objeler daha sonra, katıldığımız yurt dışı fuarlarda yoğun ilgi ile karşılandı. Bugün; mimari, iç mimari ve ürün tasarımını içine alan çok daha geniş bir perspektifte çalışmalar yapıyoruz.

Mekan tasarladığınızda, o mekan için özel ürünler tasarlıyor musunuz?

Evet, bir çok projemizde o mekan için özel sipariş üzerine tasarladığımız ürünlerimiz bulunuyor. Örneğin Witt Istanbul Suites projesi için Butterfly Bed yataklar özel olarak üretildi.

Türkiye’de tasarımı nerede konumlandırıyorsunuz?

Avrupa’da, Sanayi Devrimi’nden sonra başlayan ve günümüze kadar gelişerek gelen bir tasarım anlayışı varlığını sürdürmekte. Türkiye, uzun yıllar dünya platfromunda kendini imalat ülkesi olarak konumlandırdı. Son 10 yılda bu anlayış, yatırımcıların markalaşmanın önemini kavramaları ve dolayısıyla tasarımcılarla çalışmaya başlamaları ile değişmeye başladı. Şehirleşmenin de etkisiyle aslında tasarıma olan ilgi de arttı. İnsan, doğadan uzaklaşarak kendini ifade etmenin yeni yollarını aradı. Tasarım aslında bir ifade şeklidir, tıpkı kıyafet gibi. Giydiklerimizle, yaptığımız seçimlerle karşımızdakilere bir mesaj ulaştırmış oluruz. Türkiye’de sosyo-ekonomik nedenlerden ötürü geri kalmış bir alan aslında tasarım. Yeni yeni dünyayla yarışmaya başladık. Bunun nedeni de dışımızdaki dünyayla kurduğumuz iletişim, kendimizi onlara anlatabilmemiz, ifade edebilmemiz.

Mimari projelerde tasarım kriterleriniz neler?

Mimari projelerde ilk üzerinde durduğumuz öğe, çevre lokasyondaki genel yapılanmayı incelemek oluyor. Hedefimiz, tasarlayacağımız binanın bu çevreye uyum sağlamasının da ötesinde bölgedeki görüntüye ileri bir boyut katacak nitelikle olmasına özen göstermektir.


Çalışmalarınızın yurt dışında daha çok tanınmasını neye bağlıyorsunuz?

Projelerimizi bir Türk tasarımcısı gibi değil bir tasarımcı gibi ele alıyoruz. Proje ve ürünlerimiz kimliklerini belli lokasyon ve belli kimliklerden değil, zamansız proje yaratma anlayışımızdan alıyor. Bu şekilde ortaya çıkan işler daha özgün oluyor ve daha geniş, bilgili bir platform tarafından değerlendirilebiliyor. Yurt dışında daha çok tanınmamızın nedeni bu olabilir. İlk fuara katılışımızdan sonra basından büyük ilgi gördük. Bize ve tasarım anlayışımıza inandılar. Türkiye’de de sık sık basında yer alıyoruz ama daha farklı algılanıyoruz.

Kısa sürede yurt dışında pek çok ödül aldınız. Bu ödüllerden biraz bahseder misiniz?

2004 yılından beri yurt dışında birçok fuara katılıyoruz. 2004’te Wallpaper tarafından “Best Young Designer / En İyi Genç Tasarımcı”, 2005’te 100% Design Londra’dan Best Newcomer ve 100% Design’ın  Bursary Winner (bursa layık görülen tasarımcı) ödülünü aldık. Son olarak 2006’da Wallpaper, “Best New Restaurant / En İyi Restoran”  ödülünü bizim tasarladığımız MüzedeChanga’ya verdi. Bizim için ödülleri veren jüriler çok önem taşıyor.

Wallpaper'ın  listesine nasıl girdiniz? Bizimle bu süreci paylaşır mısınız?

Yabancı basınla tanışmamız, 2003’te Paris’de Salon du Meuble - Mobilya Fuarına ilk koleksiyonumuz Funny Ply ile katılmamız oldu. Ardından yabancı basının, bizi takibe aldığı bir süreç başladı. Bu süreci takiben uluslararası platformda basının referans olarak aldığı Wallpaper Dergisi'nin mimarlar ve tasarımcılardan oluşan jürisi bizi değerlendirip ödüle layık gördü.

Siz neden seçildiğinizi düşünüyorsunuz?

Autoban kendi çizgisinde ürünler tasarlamaktadır, bu çizgi her geçen gün gelişip kişiselleşmektedir. Bu yarattığı farklılık Wallpaper tarafından değerlendirdi.


Tasarım yaparken sizleri ne motive ediyor?

Yeni bir şeyler yaratmanın verdiği heyecandan ve tasarımlarımızı kendi hayatımıza katabilmekten çok keyif alıyoruz. İşimize olan bu tutkumuz, motivasyonumuzu her zaman yüksek tutuyor.

Önemli şeyler tasarlıyorsunuz. İlhamınızı nelerden alıyorsunuz?

Çevremizde gördüğümüz her şey bize ilham kaynağı olabiliyor. Ama 1950’lerin modern tasarım öncülerini özellikle çok seviyoruz. Temelde biz de altyapımızda 50’lerin bu duyguyu yaşatmaya çalışıyoruz ve bunu kendi yaşantımız, çocukluk anılarımız ve bizi besleyen mekanlarla daha da geliştirmeye çalışıyoruz.

Neyi tasarlamış olmak isterdiniz?

 Ingo Maurer'ın  Birdie tasarımı.

Projelerinizden bahseder misiniz?


Ürün tasarımlarımızın dışında mimariden iç mimariye pek çok farklı alanda proje üretiyoruz. Projelerimizi; restoran & kafe bar, otel, giyim mağazası, market zinciri, ofis ve konut olarak sınıflandırmak mümkün. Müşterilerimizden The House Cafe için otel, Vakko için mağaza, Doors grubu için restoran ve Komşufırın için zincir mağaza, Timur Yapı için Nef konut projelerimiz devam etmekte.

Mekan harici başka projeler var mı? Nef 163'ü biliyoruz.

İç mekan tasarımı dışında Nef 163 gibi mimari projelerimiz de var; The House Cafe Kanyon, Witt İstanbul Suites, Art 8 bunlardan bir kaçı.

Son zamanlarda hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?


Mimaride son dönem projelerimiz; Çukurcuma’da The House Hotel Zenovich, THY ofis, Madrid’de restoran projesi Tres Encinas, Hong Kong’da otel projesi Due Cento Otto, Bağdat Caddesi Kitchenette, İstinye foodcourt, Komşufırın var. Ve tabiî ki yeni mobilya ve aydınlatma tasarımları.
 

Kaynak:İnşaat&Yatırım Dergisi

KAYNAK: İnşaat & Yatırım


Yorumlar
Yorum Bırak

Create Account



Log In Your Account