“İş adamlarının önünde iki seçenek var” diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: “Ya değişimi izlemek ya da değişimi yönetmek.”

Yazar:Editor
07.10.2010
1111

65 ülkeden 3 bin işadamını buluşturan 14. Uluslar arası İş Forumu (IBF) Kongresi’nde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Ülkeler gibi iş adamlarının da önünde iki tercih bulunuyor; ya değişimi izlemek ya da değişimi yönetmek” dedi.

 

Erdoğan, küreselleşme olgusunun dünyadaki tüm alışkanlıkları değiştirdiği bir çağda yaşadıklarını, iş ilişkilerinin değiştiğine, iş yapma tarzlarının farklılaştığına, iş alanlarının çeşitlendiğine şahit olduklarını belirterek, “Ülkeler gibi, iş adamlarının da önünde iki tercih bulunuyor; ya değişimi izlemek ya da değişimi yönetmek” dedi.

65 ülkeden 3 bin işadamı MÜSİAD tarafından düzenlenen 14. Uluslar arası İş Forumu (IBF) Kongresi’nde bir araya geldi. İslam iş aleminin en büyük buluşması olan ve Türk ekonomisini dünya pazarlarıyla buluşturan forumda teknoloji alanında işbirliğinin yanı sıra yeni iş bağlantıları da yapıldı.

14. Uluslar arası İş Forumu (IBF) Kongresi’nde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, değişimi izlemekle yetinenlerin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da esen rüzgara göre hareket etmek zorunda kalacaklarını kaydetti. Erdoğan, “Değişime hükmedenler, değişimi yönlendirenler ise kendileri, toplumları, ülkeleri adına belirleyici konumda olacaklardır'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, G-20 üyesi bir ülke olarak, hasar tespiti yapmak, çözümler geliştirmek, tedbirleri hayata geçirmek adına G-20 zirvelerine katıldığını ve önerilerini orada dile getirdiğini anlattı.

Küresel finans krizinin her ülkeye ve küresel ekonomiye önemli mesajlar verdiğini belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Ancak, bu mesajlardan özellikle bir tanesini, bütün bir insanlık olarak çok iyi okumak, çok iyi anlamak ve gereğini de yerine getirmek durumunda olduğumuz açıktır. Küçük bir köye dönüşen dünyamızda, yoksulun daha da yoksullaştığı, zenginin daha da zenginleştiği bir sistemin sürdürülebilir olmadığı açıktır. Bir kesim, sınır tanımaksızın tüketirken, sınır tanımaksızın hırsla kazanırken, diğer bir kesimin, küreselleşmenin aracı olan televizyon ve internetten bunu sadece seyrediyor olması, vicdanları yaralamakta, adalet duygusunu zedelemektedir. Özellikle İslam ülkelerinin, İslam ülkelerindeki iş adamlarının, bizim medeniyetimize, inançlarımıza, kültürümüze tamamen zıt olan bu eşitsizlik üzerinde daha fazla durmalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Bizler, diline, inancına, derisinin rengine asla ve asla bakmadan, komşuluk hukukunu yücelten, komşusunu adeta kardeşi gibi gören bir medeniyetin mensuplarıyız. Yine bizler, tamamen bu topluluğu kast ediyoruz, kanaat gibi eşsiz bir kavramı, eşsiz bir hayat anlayışını her an göz önünde bulundurması gereken bir kültürden, bir medeniyetten geliyoruz. Yoksulluk sorunu, hiç şüphesiz bizim ortak sorunumuzdur. Açlık sorunu, hiç şüphesiz bizim ortak sorunumuzdur. Dünyanın çeşitli coğrafyalarını tehdit eden salgın hastalıklar sorunu bizim ortak sorunumuzdur. Çevre kirlenmesi, küresel ısınma, su sorunları, herkesten önce bizim ortak sorunlarımızdır. Hangi coğrafyada olursa olsun, tabii afetlerle mağdur duruma düşmüş insanların sorunu bizim ortak sorunumuzdur. Aynı şekilde, terör nedeniyle, çatışmalar nedeniyle, iç savaşlar nedeniyle masum sivillerini yitiren toplumların sorunu bizim ortak sorunumuzdur. Şunu asla unutmayınız. Pakistan'da sel felaketinde ölen çocuklar bizim çocuklarımızdır. Şili'de, Haiti'de depremde ölen çocuklar yine bizim elimizi uzatmamız gereken çocuklardır. Sudan'ın çocukları, Bağdat'ın çocukları, Kabil'in çocukları, Gazze'nin çocukları elbette ki bizim çocuklarımızdır.

Dünya bu sorunlara sırtını dönse bile biz sırtımızı dönemeyiz. Dünya sessiz, tepkisiz kalsa bile, biz sessiz, tepkisiz kalamayız. İşte onun için, bölgesel ve küresel meselelere daha fazla eğilmek, barış adına daha fazla çaba harcamak, küreselleşmede söz sahibi, değişimde pay sahibi olmak zorundayız. Onun için bu topluluğun üzerinde çok önemli görevler var. Biz gelişmeleri izlemekle, uzaktan seyretmekle yetinemeyiz değerli kardeşlerim. Barışı tesis etmediğimiz müddetçe, insanlığın vicdanında adalet duygusunu tamir edemediğimiz müddetçe, yeni ve daha büyük, daha yıkıcı krizler dünyamızı tehdit etmeyi sürdürecektir.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, proaktif bir dış politika anlayışıyla, yapıcı bir tutumla, dostluğu, kardeşliği ve dayanışmayı öne çıkaran bir yaklaşımla tüm sorunların üzerine gittiklerini kaydederek, şunları anlattı:

''Şu anda çevremizdeki hemen her ülkeyle iyi dostluk ilişkileri geliştirmiş, sorunları minimize etmiş, işbirliklerini ileri düzeylere taşımış, hatta aradaki vizeleri kaldırmış bir ülke konumundayız. Suriye, Lübnan, Libya, Ürdün, Rusya, Sırbistan ile vizeleri kaldırdık. Hem insanlarımızın hem iş adamlarımızın, arada engeller olmaksızın kucaklaşmasını sağladık. Libya'ya, 2002 yılında 165 milyon dolar olan ihracatımız, 2009 sonunda 1 milyar 800 milyon dolara ulaştı. Yunanistan'a 590 milyon dolar olan ihracatımız, 1 milyar 634 milyon dolara ulaştı. Bulgaristan'a 380 milyon dolarlık ihracat yaparken, 2009'da 1 milyar 400 milyon dolar rakamına ulaştık. Rusya ile ihracatımız 1 milyar 200 dolardan, 3 milyar 200 dolara çıktı. Mısır'a ihracatımızı 326 milyon dolardan aldık, 2 milyar 620 milyon dolara, Suriye'ye ihracatımızı 267 milyon dolardan aldık, 1 milyar 425 milyon dolara yükselttik. Yine bu ülkelerden ithalatımızda da benzer oranlarda artışlar kaydettik. Dostluğun, dayanışmanın, diyaloğun bir neticesi olarak biz de kazandık, çevremizdeki ülkeler de kazandı.''

Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’un son dönemdeki yoğun gayretleri neticesinde uluslar arası bir finans merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini ifade etti. Erdoğan, “Hızla büyüyen ekonomisiyle, hızla gelişen yatırım ortamıyla, iş gücüyle, coğrafi imkanlarıyla Türkiye, her yatırımcıyı, girişimciyi, Türkiye ve İstanbul üzerinden iş ilişkileri kurmak isteyen tüm işadamlarını ağırlamaktan büyük memnuniyet duymaktadır. Devletin ilgili tüm kurumları, ilgili bakanlıklarımız, MÜSİAD gibi sivil toplum örgütlerimiz, bizzat şahsıma bağlı olarak çalışan Başbakanlık Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansımız, her an sizlere yardımcı olmak için seferber durumdadır” diye konuştu. 65 ülkeden MÜSİAD'ın fuarına katılan misafirlerin, İstanbul'un, buluşturan, tanıştıran, kaynaştıran vasfını ve imkanlarını en iyi şekilde değerlendirmeleri dileğinde bulunan Erdoğan, ''Burada yeni dostlukların kurulmasını, yeni işbirliklerinin oluşmasını, yeni ortaklıkların tesis edilmesini önemsiyor; bunların kalıcı olmasını temenni ediyorum'' diye konuştu.

Eğer Türkiye’yi istemiyorsanız çıkın bunu açıklayın, bizi oyalamayın”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda ''Eğer Türkiye'yi istemiyorsanız çıkın bunu açıklayın. Bizi oyalamayın. 'Hayır biz sizi oyalamıyoruz' demek suretiyle kendilerine bazı formüller uyduruyorlar'' dedi. Türkiye ekonomisinin, son yaşanan küresel finans krizinde direncini ve dayanıklılığını test etme imkanı bulduğunu söyledi. 2002 sonundan itibaren gerçekleştirilen yapısal reformlar sonucunda Türkiye'nin, küresel finans krizini en az etkiyle atlatan ülkeler arasında yer aldığını belirten Erdoğan, ''Küresel krizi, tamamen kendi yöntemlerimizle ve kendi kaynaklarımızla aştık ve aşıyoruz. Uluslararası Para Fonu'na bu süreçte ihtiyaç duymadık ve artık 3 yıl oldu stand-by anlaşmasını da imzalamadık. 8 yıl önce bizim IMF'ye olan borcumuz 23,5 milyar dolar idi. Ama şu anda 6 milyar dolara düştü'' dedi.

Gelişmiş ülke ekonomilerinde ciddi daralmalar yaşanırken, Türkiye'nin, son üç çeyrekte büyüme kaydettiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, 2010 yılı ilk çeyreğinde ekonominin yüzde 11,7 oranında büyüyerek dünyada 4'ncü en hızlı büyüyen ekonomi olduğunu kaydetti. Erdoğan, 2'inci çeyrekte büyüme oranının yüzde 10,3 olarak gerçekleştiğini ve Türkiye'nin dünyada 3'üncü sırada yer aldığını, aynı şekilde, tüm dünyada işsizlikteki artış devam ederken, Türkiye'de işsizliğin, her ay 2-2,5 puanlık düşüşler kaydederek gerilediğini söyledi.

2009'da tüm dünyayla birlikte ciddi daralma gösteren ihracatın, 2010 yılında ciddi artışlar kaydettiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti: ''Turizm gelirlerimizin küresel krizden etkilenmediğini de memnuniyetle müşahede ediyoruz. 2009 yılı turizm gelirimiz 2008'e kıyasla çok çok küçük bir düşüş kaydetti. 2010 yılında ise gelirimizin 2008 rakamlarını aşacağını tahmin ediyoruz. Elbette temkini, mali disiplini elden bırakmıyoruz. Büyük ve güçlü ekonomisiyle, istikrar ve güven zeminindeki politikalarıyla, barışçı ve aktif dış politikasıyla Türkiye, yatırımcılara, girişimcilere eşsiz fırsatlar sunuyor. Demokratikleşme yolunda attığımız adımlar, Avrupa Birliği ile sürdürdüğümüz katılım müzakereleri, kabul ederler ya da etmezler hiç önemli değil. Kendilerine de söylediğim için rahat rahat söylüyorum. Biz yere sağlam basıyoruz. Kendilerine de söylüyorum eğer bizden cevap bekliyorsanız boşuna bekliyorsunuz. Eğer Türkiye'yi istemiyorsanız çıkın bunu açıklayın. Bizi oyalamayın. Hayır biz sizi oyalamıyoruz demek suretiyle kendilerine bazı formüller uyduruyorlar. Biz de şu anda süreci böyle işletiyoruz. Ancak bölge ülkeleriyle kurduğumuz dostluk ilişkileri, Türkiye'nin gelecek vizyonunu daha da genişletiyor. Ben burada şunu söylüyorum, bakınız, birçok oturumlar yapılacak ve ikili görüşmeler yapılacak. Diyorum ki bunları neticeye bağlayın. Bu toplantılarda fuar bir taraftan gezilirken ondan sonra yapılacak ikili görüşmelerde neticeleri bağlayın, ondan sonra bunların takipçisi olun. Sadece bir işe inanmak yetmiyor. Sadece çalışmak yetmiyor. Onu takip edip neticelendirmektir başarı. Bunu yapmamız şart.''

Türkiye'nin küresel kriz karşısındaki bu başarısının uluslararası kuruluşlar tarafından da ilgiyle izlendiğini hatırlatan Erdoğan, birçok ülkenin kredi notu düşürülürken Türkiye'nin, kredi notu artırılan nadir ülkeler arasında yer almaya devam ettiğini, dün de Moody's'in Türkiye'nin ekonomik görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini kaydetti. Türkiye'nin teknoloji olarak ihraç edeceği çok şey olduğunu ifade eden Erdoğan, “ Netice, netice netice. Buna başarmamız lazım'' diye konuştu.

Dünyanın her ülkesinden yatırımcıyı, girişimciyi Türkiye'de misafir etmekten, onlara en iyi yatırım imkanlarını sunmaktan büyük memnuniyet duyduklarını dile getiren Erdoğan, ''Ülkemiz gerçekten her alanda büyük bir yatırıma açıktır. Güvenli ve istikrarlı bir ülkedir.

Burada bireysel olabilir ortaklıklar halinde olabilir, birçok yatırımları yapmak mümkündür. Yani yarınım ne olur diye düşünmeyeceksiniz. Bu adımı burada rahatlıkla atabileceksiniz. Özellikle Başbakanlık Yatırım ve Destek Ajansı olmak üzere, tüm kurumlarımız, her konuda sizlere yardımcı olacaktır, hazırdır'' dedi.

Çağlayan: Komşu ticareti 8 kat arttı

 

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiye’nin komşu ülkelere ticaretinin arttığını söyledi. Çağlayan şöyle devam etti: “Ülkeler krizden dünya ekonomilerine entegre oldukları kadar etkilendiler. İKT üyelerinin de olduğu gelişmekte olan ülkeler bu krizde daha fazla gelişme ve performans gösterdi. Kriz ekseni kaydırdı. Dünyanın ekseni değişmiştir. Dünyanın ekseni gelişmekte olan ülkelerin daha fazla söz sahibi olacağı bir kutupla hareket etmektir. 7,5 yıl içinde komşu ülkelerle ticareti 8 kattan fazla arttı. Dünyanın tüm ülkeleri ile özelikle IKT üyesi 57 ülke ile ticaretimizi çok daha fazla geliştirmek istiyoruz. 57 İKT ülkesi dünyadaki ülke sayısının yaklaşık yüzde 30’una yakın 1,5 milyar islam nüfusu ama dünya nüfusundan 4’te bir pay alan 57 ülkenin dünya milli gelirinden aldığı pay ise yüzde 7’ler seviyesinde 4,5 trilyon dolardır. Birlik içi ticaret rakamı ise yüzde 16’dır. Bu rakamın 2015’te yüzde 20’e yükseltilmesi hedeflenmektedir. Bugün AB’nin kendi iç ticareti ise yüzde 68’dir. Türkiye olarak da bu hedefi geçtik. Ar-ge yatırımları ile teknoloji yatırımları ciddi şekilde artmıştır. GSYİH İKT ortalaması yüzde 0.4, dünya ortalaması yüzde 2’dir. Bu konuda önemli mesafe vardır. Ar-Ge harcamalarının yüzde 80’ini gelişmiş ülkeler yaparken yüzde 1’ini İKT üyeleri yapıyor.”

 

Vardan: İslam ülkeleri teknolojide tüketici değil üretici olmalı

 

Toplantıda konuşan MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan, temelleri 1995’de atılan ve 2006 yılından itibaren de İSEDAK’ın resmi iş forumu olarak faaliyetlerini sürdüren IBF Kongresi’nin IBF ile ISEDAK toplantıları ve akabinde yapılan MÜSİAD Fuarının, “İslam iş aleminin dünyadaki en büyük buluşması” olma hüviyetini kazandığını söyledi. Vardan, dünyanın ticaret, üretim, finans, teknoloji, enerji, iletişim ve ulaşım kanallarıyla sıkı sıkıya birbirine bağlı, entegre bir yapıya büründüğünü belirterek, şöyle devam etti: “İslam ülkelerinin birbirleri arasında yaptığı ticaret de, son yıllarda bir miktar artmasına rağmen, genelde maalesef kayda değer bir rakam teşkil etmemektedir. İslam ülkeleri; birbirlerine destek olmak ve ihtiyaç duyulan alanlarda yardımlaşabilmek için karşılıklı olarak pazarlarını birbirlerine açmak ve kendi zenginliklerini insanlarına kazandırmak yerine, küresel dünyada gelişmiş ülkelerin açık pazarı, lüks tüketim üssü ve en ağır silah pazarı haline gelmiştir.”

İnsani Gelişme Endeksi’ndeki rakamlara göre, dünya çapındaki yaklaşık 50 İslam ülkesinin sadece 5’i, yüksek gelişmiş ülkeler arasına girdiğini belirten Vardan bu zenginliğinde tabii kaynaklardan geldiğini ve yüksek teknolojinin üreticisi değil tüketici olduğunu söyledi.İslam Dünyasının tarihinin bilim ve teknoloji ile ilgili anlı şanlı sayfalarla dolu olduğunu aktararak “İslam aleminin bilim ve teknolojideki yüzyıllar önceki tarihiyle övünmemiz, bugün bize bir şey kazandırmıyor. Hz. Mevlana’nın veciz ifadesiyle, “Düne ait ne varsa dünle beraber gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım. İslam ülkelerinin gelişmesi için ileride neler yapmamız gerektiğini tespit etmeye çalışacağız. Biz, insanımızın, dün olduğu gibi bugün de teknoloji geliştirmeye kabiliyetli olduğuna inanıyoruz. İşte bu sebeple, her sene İslam dünyasının ihtiyaçlarına binaen bir tema üzerinde ufuk açmaya çalışan Forumumuzun bu yılki temasını, “İslam Konferansı Teşkilatı Üyesi Ülkelerin Kalkınmasında Teknolojinin Önemi” olarak belirledik. “dedi.

4 önerimiz var

Vardan teknoloji konusunda 4 önerisi olduğunu belirterek bunları şöyle sıraladı“İlk önerimiz; eğitim sistemimizi ve özellikle üniversitelerimizi yeniçağın teknolojilerini üretecek nitelik ve niceliğe ulaştırmaktır. İkinci olarak, gençlerimizin hür düşünen, demokratik teamüllere göre yetişmiş müteşebbisler olmalarını sağlamayı öneriyoruz. Üçüncü olarak; ülkelerimizde AR-GE ve yenilikçilik çalışmalarına ağırlık verilmesini öneriyoruz. Dördüncü olarak da; bu fırsatları değerlendirecek altyapıyı ve ülkelerimiz arasında teknolojik işbirliğini oluşturmayı öneriyoruz. Ticaret arenasında yapmakta zorlandığımız işbirliğini müşterek bilimsel alt yapılarda, AR-GE’de, insan yetiştirmede, proje geliştirmede ve bu projelerin finansmanında başarmak zorunda olduğumuzu görmeliyiz. Vardan, “İKT üyesi bir ülkenin bir STK Sı olarak MÜSİAD’ın, burada birçok ülkeden üst düzey temsilciyi ve binlerce karar alıcıyı bir araya getirmeyi başardığını söyledi. Vardan, MÜSİAD olarak biz her şeyden önce, derin tarihi şuuru ve medeniyet birikimi ile İslam dünyasının böyle bir işbirliği sürecini hayata geçirme ufku olduğuna yürekten inandıklarını aktararak, işbirliği kültürünün taraflarca benimsenmesi ve hükümetlerin de siyasi iradelerini belirlemeleri büyük önem taşıdığını vurguladı.

Türkiye tarih yazıyor

Türkiye’nin, son yıllarda oldukça önemli mesafeler kaydettiğini anlatan Vardan “Türkiye mahdut imkanlarını akıllı bir şekilde kullanarak, geliştirdiği sıfır sorun dış politikası ve ardından azami ekonomik işbirliği çabalarıyla bugün ticari, sosyal ve kültürel anlamda dünyada tarih yazmaktadır. Türkiye, tarihinde teknoloji geliştirmeye, AR-GE’ye, inovasyona bugüne kadar hiç vermediği önemi ve maddi desteği ilk defa, son 6-7 yıldır vermeye başlamıştır. Çünkü Türkiye gelecekte var olabilmek ve dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi içinde yer alabilmek için bunun gereğine inanmaktadır.”dedi. Vardan, MÜSİAD olarak, bu çalışmalara bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da katkı yapmaya ve bu konuda öncü bir STK olmaya devam edeceklerini aktararak “Hatta 2011 yılından itibaren de bu çalışmalarımızı MÜSİAD MULTI-NATIONAL adını verdiğimiz uluslararası yeni bir çatı altında tüm dünyaya açacağız.”dedi.

Bir yüzyıl daha kaybetmeye gücümüz yok”

 

IBF Uluslar arası İş Forumu Başkanı Erol Yarar da, dünyada ülkelerin kalkınmasının yüksek teknolojiyi elde edebilmek ve kendini geliştirmekle mümkün olduğunu belirterek, “İslam ülkelerinin öncelikle teknolojiyi ve kendilerini geliştirecekleri ortamları kurma zorundadır. Teknolojiyi sanayi ile geliştiremeyenler sanayi ile destekleyemezse başarılı olamıyor . İslam aleminin 20. yüzyılda kaybettiği gibi bir yüzyıl daha kaybetmeye tahammülü yoktur. Yanlış tevekkül anlayışından kurtulmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

 

Türk şirketleri gıpta edilecek çalışmalar yapıyor”

 

Toplantıda bir konuşma yapan Mısır Sanayi ve Ticaret Bakanı Rashid El Rashid Rashid ise Türk şirketlerinin gıpta edilecek çalışmalar yaptıklarına işaret ederek, “Türkiye ve Mısır arasındaki ekonomik ve ticari alandaki çalışmalar günden güne artmaktadır. Mısır’daki Türk yatırımları 1,5 milyarın üzerindir. Türk şirketleri gıpta edilecek çalışmalar ve üretim yapmaktadırlar. Arap dünyası geneli olarak Türkiye ile ilişkiler genişlemektedir. İş konseylerini teşvik ediyoruz” dedi.

 

Irak’ta 700 projelik fırsat var”

 

Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarik El Haşimi de Irak ekonomisi ile ilgili bilgiler verdi. Haşimi, şunları anlattı: “Ekonomik yönden pek çok engelle karşı karşıyayız. Ama gelişmiş teknoloji ve birikimi çekmeliyiz. Özel sektöre önem verecek ve kamuya rekabet gücü kazandıracak ve uluslar arası ticarete de girecek projeleri desteklemeliyiz. Devletimiz böylece önümüzdeki dönemlerde değişik ekonomik çalışmalara girebilecektir. Irak’ın gerçekten büyük yatırımlara ihtiyacı vardır. Bu da bizim yıllık bütçemizi aşmaktadır. Biz kapılarımızı hem Arap hem İslam hem de yabacılara açmak zorundayız. Türkiye ve Irak arasındaki ticaret 2010’da 6 milyar doları geçmese de,önümüzdeki 3 yılda bunu 20 milyar dolara yükseltme hedefine biz Irak olarak hazırız. Bugüne kadar Türk şirketleri değişik yatırımlar gerçekleştirdiler. Şu ana kadar 1 milyon konut inşa projesi, 500 bin konut inşaatı gibi 25 milyar dolar değerinde Türk şirketlerinin yürüttüğü projeler var. Irak’ta 700 projelik değişik sektörlere ait fırsatlarımız vardır.”

KAYNAK: İnşaat & Yatırım


Yorumlar
Yorum Bırak

Create Account



Log In Your Account